Orhan Kaplan

Orhan Kaplan

Enerji

A+A-

Türkiye küresel krizin yansımalarına maruz kalırken aynı zamanda kendi yapısal sorunlarının da etkisiyle bu günlerde önemli ekonomik sorunlar yaşamakta.
Döviz fiyatlarındaki dış nedenli yükseliş maliyetleri de arttırmakta.                                                                                                                                                        Sanayicinin en büyük girdisi enerji…
Oysa Türkiye doğal enerji kaynakları açısından kıt rezervlere sahip…
Hidroelektrik santralleriyle elde edebildiğimiz enerji devede kulaktır.
Kaldı ki, bunlarında çoğaltılmasına da karşı çıkılmakta.
Ülkemizde petrol, doğalgaz yok…
Güneş, rüzgâr ve termal enerji gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının ise kısa süre için gereksinimleri karşılayacak kapasitede olamayacağı görülmekte.
Buna karşın bu alana yatırımların sürmesi gerekiyor…
Bunların dışında geriye nükleer enerji ve kömür kalmakta…
Nükleer enerji için de söylenenler, engelleme girişimleri de ortada.
Buna karşın hükümet bu konuda önemli adımlar attı…  
Kömürlerimiz ise toprak altında yatmakta…

* * *
 
Öte yandan Türk sanayinin gelişmesi, daha fazla üretim ve daha fazla istihdam için iş alanlarının artması gerekmekte.
Nüfusa her yıl bir milyon insan katılmakta.
Bunlara aş, iş, eğitim gerekmekte…
Bunun için enerjiye gereksinim var.
Bütün yerli kaynakları zorlamamıza karşın gerekli enerjiyi dışarıdan almak durumundayız.
Döviz karşılığı alınan bu enerji maliyetlerde önemli bir unsur…
Her döviz yükselişi maliyetleri arttırmakta…
Bu da dış satımda rekabeti olumsuz yönde etkilemekte…
Üretilen ürünlerin uluslararası rekabet koşullarında değerlendirilebilmesi için maliyet önemli bir unsur çünkü.
Türkiye’nin cari açığının en büyük kalemini enerji dış alımı oluşturmakta…
Bunu en aza indirmemiz gerekmekte ama bu nasıl yapılacak, asıl sorun bu.
O nedenle hükümetin kömür kaynaklarımızın maksimum ölçüde kullananıma sokulması kararı yerinde bir karar olmuştu geçmişte bütün karşı çıkışlara karşın.
Kömür Çevrim Santrallerinin yaratabileceği çevre sorunları nedeniyle eleştirilmesi doğaldır.
Çevreye duyarlılık esas, bu tamam…
Ancak burada son nesil buhar ve elektrik santrallerinin devreye sokularak çevreye olan zararlarının minimuma indirilmesi olası…
Dünyadaki son teknolojik gelişmelerin buna olanak sağladığı söylenmekte, raporlanmakta.
Zaten dünyada şu an yüzde 30’ları aşan oranda kömür kaynaklarının kullanılmakta olduğu biliniyor.
Türkiye ve Bursa mahallenin delisi değildir!
Hem sularını ve hem de kömürünü kullanmak durumundadır.
Türkiye hidroelektrik potansiyeli bakımından da Avrupa’da Rusya ve Norveç’ten sonra 3.sırada yer aldığı bilinmekte.
2018 yılsonu olarak 28.284 MW kurulu güce ulaşırken bu oran toplam kurulu gücün %32’sine tekabül etmektedir.
2018 yılsonu itibariyle elektrik üretimimizin, %36,2’si kömürden, %33,5’i yenilenebilir enerji kaynaklarından, %30’u doğalgazdan, geri kalanı ise diğer kaynaklardan sağlanmış.
Petrol, doğalgaz ve ithal kömürle çalışan santrallerin oranı %70’lerden %50’lere düşerken, yerli kömürle çalışan santrallerin oranı ise %16,5’e gelmiş.
2002 yılında 31.846 MW olan elektrik enerjisi kurulu gücümüz, 2018 yılı sonu itibarıyla %176 artarak 88.551 MW’a ulaşmış.
Söz konusu bu kurulu gücün %48,5’u yenilenebilir enerji, %12’si ise yerli kömürle çalışan termik santraller olduğu belirtiliyor.
Yani Nükleer, hidroelektrik ve kömür santralleriyle makası kapatıp Türkiye’nin cari açığı biraz daha kapatması olası…

 

Bu yazı toplam 205 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.